"do not trust every sellers  in the market who call their products ORGANIC in the Market ! " 


Pelin Omuroğlu Balcıoğlu, ABD'de eğitim görürken tanıştığı organik tarımı Urla'daki arazisinde uygulamaya karar vermiş. Zeytinden, domatese, balkabağından keçi peynirine, onlarca ürünü tamamen doğal yöntemlerle üreten Pelin Hanım organik tarımın bahçenizde uygulayabileceğiniz kadar kolay olmadığını, yoğun bilgi ve uğraş gerektirdiğini söylüyor.


Heidi'nin keçileri, tavuskuşları, paçalı tavuklarıyla kurdukları çiftlikleri ve Urla'daki mağazalarında satış yapan Pelin Hanım, İstanbul'daki müşterilerine de kargo yoluyla hizmet veriyor.   
‘Sen anlamazsın' havasındaki köylü sonra saygı duydu
»Ne zamandan beri çiftliğiniz var?
»Yağcılar Köyü'ndeki evimizin yakınından aldığımız 50 dekar araziyi babamın desteğiyle 250 dekara çıkardık. Bugün tarım yaptığımız alan, 13 hektarı Orman Müdürlüğü'nden 49 yıllığına tahsis edilen, babamın girişimiyle oluşturulan özel fıstık çam ormanı. 12 bin zeytin ağacı, 700 metrekareden büyük seramızda 2 bin saksı orkide, yaklaşık 50 Saanen keçisi, 15 farklı kanatlı çeşidi ve  mevsimlik sebzelerle geniş bir yelpazede organik tarım yapıyoruz. Tüm bunları gerçekleştirmemi sağlayan babama müteşekkirim.
»Yöre halkı, modern bir kadın çiftçi görünce nasıl tepki verdi?
»Tarıma ilk başladığım yıllarda köylüler, ‘Sen anlamazsın' havasındaydı. Ama sonra beni sahada gördükçe, dokuz keçiden 400 keçiye çıkınca, yaşlı zeytin ağaçlarını derin budamayla gençleştirip daha da verimli olmalarını sağladıkça sanırım saygı duymaya başladılar.
Heidi'nin keçilerinden peynir üretiyoruz
»Hayvanlara ve bitkilere yaklaşımınız o kadar farklı ki çocukluğunuzun  nasıl geçtiğini merak ettim...
»Çocukluğum Şakran'daki yazlık evimizde paçalı tavuk, kuzu, ördek, Kangal köpek gibi hayvanlarla ve meyve ağaçlarını sulayıp hasatlarıyla uğraşarak geçti. Ailem, doğa ve hayvan sevgilerini bize de aşıladı. Dalından koparıp  yemenin zevkini o zaman aldım, çiftlikte de özlediğim lezzetleri yetiştirmeye gayret ediyorum.
»Eskisi gibi kokulu, tadı olan ürünler yetiştirebiliyor musunuz?
»Çocukluğumda yazlıkta yediğim ve unutamadığım çileği ürettik, kokusu ve lezzetiyle hoş bir tad yakaladık. Ama kiraz bizim buralarda pek olmadı. Bunun yerine üzüm, kayısı, ayva, badem ve erik, nektarin ve şeftali, kavun, karpuz, bal kabağı, pembe domates, salçalık biber, patlıcan, salatalık, Akdeniz yeşillikleri, fasulye ve daha niceleriyle üretimimizi az, ama yeterli olacak şekilde planlamaya çalışıyoruz. Zeytinlerimiz Ayvalık, Gemlik, Domat ve erkence çeşitlerinden oluşuyor.
»Hayvanlarınız da var...
»Çiftlikte çok çeşitli tavuğumuz olduğundan ne biz, ne de müşterilerimiz yumurtasız kalıyor. Keçilerimizse Saanen ırkı yani Swiss Alpleri orijinli.  Heidi'nin keçilerinden. Dünyada süt verimi açısından çok iyi ırk olduğundan ve bizim ülkemize de çok iyi adapte olduğundan tercih ettik.
Doğal beslenmeye önem vermeli
»Yurtdışı ile karşılaştırdığınızda avantajlarımız ve dezavantajlarımız neler?
»Organik tarım yurtdışında daha fazla rağbet görüyor. Burada herhangi bir semt pazarında pazarcılar ‘abla organik bunlar' diye bağırabiliyor. Ama yurtdışında böyle bir yanlışa asla izin verilmez. Tüketici kandırılmaz. Hayatı bütün olarak ele alıp doğumdan ölene kadar sağlıklı ve doğal beslenmeye önem vermek gerekiyor. Bizler bu ülkede çok çok şanslı insanlarız. Hala çok geç olmadan elimizdeki değerleri kimyasallarla GDO'larla kirletmemiz gerekiyor.
Ateş düşürücü ve antibiyotik dostumuz değil
»Siz çocuğunuza neler yediriyorsunuz ya da kesinlikle yedirmiyorsunuz?       
»Oğlum doğduğundan beri bizim çiftlik ürünleri, organik sebze ve meyvelerle beslemeye özen gösterdim. Üç yaşına kadar şekerli ve tuzlu gıdalar yedirmedim. Keçilerimizin sütünden içirdim, yoğurt yaptım ve hala da yapıyorum. Tabii burada en önemli destek yine de anne sütüydü. Oğlumu ilk 7,5 ay emzirdim ve ek gıdaya doktorların dediğinden daha geç başladım. Bir de içine dahil olduğum Homeopatik tedavi metodlarını kullandım. Ateş düşürücü, antibiyotik bizim dostlarımız değil.
Türkiye avantajını kullanırsa lider olur
»Ülkemizde tarım bitti deniyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
»Ülkemizde bence tarım yeniden başlıyor. Türkiye toprak varlığı ve iklimiyle çok stratejik konumda. Ama çok ciddi yatırımlar yapılırken, önemli politik hatalar yapılıyor. Türkiye stratejik avantajını kullanarak dünyada organik tarım sektöründe lider olabilir. Yerli tohumlarımız güvenceye alınarak çiftçinin bu ürünlerden daha çok üretmesi sağlanmalı. Tüketici de bilinçlendirilip ürünün dış görünüşüne bakarak değil, lezzetine, doğallığına ve yöresel olmasına özen göstermesi ve her meyve ve sebzeyi sadece tarlada yetiştiği zamanlarda tüketmesi gerektiği anlatılmalı.
Bu tür tarımda en önemlisi tohum
»Hangi yöntemlerle organik tarım yapıyorsunuz?
»Sertifikalı organik tarım için en az üç yıl toprakta kimyasal gübre ve ilaç kullanmamanız gerekiyor. Topraklarımızın eksik minerallerini saptayarak doğru gübreleme yapmaya çalıştık. Doğru gübreleme, toprağın organik yapısını oluşturması, yer altı sularının nitrat ve benzeri kimyasallarla kirlenmemesi için çok önemli.
»Toprağı işlemede de farklılıklar var mı?
»Toprağı çok derinden pulluklarla işlememek gerekiyor. Derin işleyen tarım aletleri toprağın canlı tabakasını yüzeye çıkarıp zayıflamasına ve verimsiz hale gelmesine sebep oluyor. Ama en önemlisi tohum. Tohum hayatın başlangıcı ve nesillerin devamıdır. 
»Yetiştirdiğiniz ürünlerin farkı nedir?
»Verimi çok yüksek olmayan, az ürün veren ama yerel çeşitlilik ve özellik taşıyan tohumları tercih ediyoruz. Bu tohumlar F1 hibrid gibi kalite ve kantiteyi artırmak için laboratuvarlarda özel üretilmediğinden hasadı da F1'lere oranla daha az. Biz bu anlamda da ürün kaybı yaşıyoruz. Çünkü birim alandaki masrafımız konvansiyonel tarıma oranla daha yüksek.
GDO'lu ürünü anlamak çok zor
»Genetiği değiştirilmiş tohumlar da çıktı ..
»Binlerce yıldan taşınan tohumlar, yanlış politikalar sonucu GDO yani genetiği değiştirilmiş organizmalar tehlikesiyle karşı karşıya. Geleneksel yerli tohumlarımız kaybolmaya yüz tuttu. GDO tehdidinin yerli mısır tohumlarımıza rüzgarlar, arılar ve polenlerle yüzde 0,9 bulaşma riski var. Bu demektir ki artık yediğimiz hiçbir mısır ve ürünü saf, doğal,e vitamini tam, sağlıklı bir gıda olmayacak. Daha da kötüsü GDO'lu mısır, soya ve daha niceleri artık Türkiye'ye rahatça girebilecek. Yüzde 0,9 alt eşik saptandığı için hiçbir üründe tüketiciye bilgi veren ‘GDO'lu ürün içerir' etiketi konmuyor.
»GDO'lu ürünün ne gibi zararları olabiliyor?
»Genleriyle oynanmış, birçok kimyasal ve transgenik madde taşıyan ürünler sağlığa, çevreye büyük tehdit. Tüketiciyi, özellikle hamileleri, bebekli anneleri ve sağlık sorunu olanları uyarmak gerek Çocuklar yetişkinlere göre 5-7 kat fazla kimyasal ilaç kalıntısından etkileniyor. Zararlı maddeler vücutta birikiyor. Başta kanser olmak üzere bir sürü hastalığa yol açıyor.
Bahçenizde yetiştirdiğiniz her ürün olmaz
»Bir ürünün organik olması için neler gerekli?
»Organik tarımla ilgili yanlış algılamalar var. Evinin bahçesinde sebze ya da meyve yetiştiren herkes kendisini organik tarım yapıyor sanıyor.Organik tarım için bulunduğunuz alanın bir kilometre çevresinde konvansiyonel tarım yapılmaması gerekiyor. Siz belki yaprak bitine tazyikli su sıkarak veya zeytinyağı sürerek mücadele ediyorsunuz. Ama yan bahçedeki komşunuz Basudin ya da başka zirai ilaç atınca sizdeki doğallık kayboluyor. Organik tarım bir kitle üretimidir. Bir, iki kişi bir araya gelip yapılması çok kolay iş değildir.
»Organik ürün bu yüzden mi pahalı?
»Kullandığımız bütün gübre ve ilaçlar uluslararası ve Tarım Bakanlığı'ndan onaylıdır. Kimyasallara kıyasla iki misli bedel ödüyoruz. Bir de bahsettiğim sebeplerden dolayı geleneksel tohumlardan kaynaklanan ürün kaybı yaşıyoruz. Bu nedenledir ki organik ürün, her zaman pazarda gördüğünüz ürunden daima pahalı olacaktır.


Makalenin Tarihi:
18 Temmuz 2010
Yayınlandığı Yer: www.hurriyet.com.tr

 
 
 
 
 
Copyright © 2012. All right reserved. Design by Suleyman Degirmenci